Özet: Işık, doğal malzemeler, doku ve sadelik üzerinden iyi hissettiren yaşam alanlarına bakıyoruz.
Bir mekânın güzel görünmesiyle içinde iyi hissettirmesi aynı şey değildir.
Fotoğrafta kusursuz görünen bir oda, içinde yaşarken soğuk veya mesafeli hissettirebilir. Başka bir mekân ise ilk bakışta çok daha sade olmasına rağmen insanı yavaşlatır, rahatlatır ve orada biraz daha uzun kalmak istemesine neden olur.
Aradaki fark çoğu zaman büyük tasarım kararlarında değil, küçük detaylarda saklıdır.
Doğal ışık
Gün boyunca değişen doğal ışık, bir mekânı sürekli yeniden şekillendirir.
Sabahın yumuşak ışığıyla akşamın daha sıcak tonları aynı taş yüzeyi, aynı ahşabı veya aynı tekstili tamamen farklı gösterebilir.
Bu nedenle iyi tasarlanmış bir evde ışık yalnızca aydınlatma değil, tasarımın bir parçasıdır.
Dokunabildiğimiz malzemeler
Bir mekânı yalnızca gözlerimizle deneyimlemeyiz.
Ayağımızın altındaki taş, elimizin değdiği ahşap, kullandığımız havlu, oturduğumuz kumaş…
Bütün bu yüzeyler mekânla kurduğumuz ilişkinin parçalarıdır.
Doğal malzemelerin zaman içinde değişmesi de onları daha değerli kılar. Ahşap yaşlanır, taş karakter kazanır, pamuk kullanıldıkça farklı bir yumuşaklığa ulaşır.
Mükemmellik yerine yaşanmışlık ortaya çıkar.
Daha az, ama daha iyi
İyi hissettiren mekânların çoğunda ortak bir özellik vardır: her köşenin bir şeyle doldurulması gerekmez.
Boşluk, tasarımın eksikliği değildir.
Aksine, kullandığımız objelerin ve malzemelerin kendilerini gösterebilmesi için alan yaratır.
Bu yüzden OXEO’da bizi en çok etkileyen mekânlar gösterişli olanlardan çok; ışığın, malzemenin ve günlük hayatın birbirine doğal biçimde karıştığı yerlerdir.
Çünkü bize göre ev yalnızca baktığımız bir yer değildir.
İçinde yaşadığımız bir histir.